GOSB TEKNOPARK
SANAT GALERİSİ
KONUYLA İLİNTİLİ, BEŞ DUYUNUN AKTİF KILINDIĞI BİR ORTAMDA DİSİPLİNLERARASI SANAT EĞİTİMİ

INTERDISCIPLINER ART THEORY IN AN ATMOSPHERE WHERE FIVE SENSES, RELATED TO THE SUBJECT, ARE ACTIVATED)

PROJENİN TÜRÜ:

“Çocuk / Genç Sanat Eğitimi Projesi” (Atölye Çalışması)

PROJENİN AMACI:

Eğitim esnasında, öğretilen konuyu tüm duyu organları ile algılanır ve hatırlanır bir noktaya çekerek, öğrenmeyi daha uzun süre ile kalıcı olabilecek bir şekilde pekiştirebilmektir. Konuyla ilintili; kokusal, tatsal, dokunsal, görsel ve işitsel olarak konunun tamamlayanlarını aynı mekânda buluşturarak, birde drama, dans, ritim ve beden performansları gibi uygulamalarla boyutlandırarak, konuyu mümkün olan tüm algısal değerleriyle öğrencilere yaşatabilmektir.

Öğrenenlerin (çoklu) zekâ tipleri’ne göre kat edecekleri yol hangi yönde olursa olsun, öğretilenlerin onlar için, üzerinden geçen zamanlara rağmen mümkün olduğunca hatırlanır kalabilmesine çalışılmaktadır. Öğrenenlerin varlığını reddetmeden, onların zekâ tiplerinden ve öğrenme biçimlerinden kaynaklanan bireysel farklılıklarını geliştirerek, bilgi, beceri ve davranış rüzgârlarını ihtiyaçları yönünde enerji üretmeye yönelik kullanabilecek kişiler olarak yetişmelerine katkıda bulunabilmek amaçtır.

PROJEDEN BEKLENEN SONUÇLAR / DAVRANIŞLAR:

— Zekâ tipi ve ilgi eğilimleri her ne yönde olursa olsun, herkesin sanat üretim süreçleri içerisinde yer alabileceğini, öğrenebileceğini ve üretebileceğini bilebilme, söyleyebilme.
— Eğitim ortamları içerisinde uyarılan duyu organlarının öğrenmedeki rolü ve önemini bilebilme, söyleyebilme.
— Disiplinler arası sanat eğitimi mantığının, farklı zekâ tiplerine, ilgi alanlarına, beceri düzeylerine sahip öğrencilerin birlikte öğrenme süreçlerine katkıda bulunduğunu bilebilme, söyleyebilme.
— Bu eğitim tekniğinin sanatsal etkinlikler yolu ile Türkiye’nin kültürel ve sanatsal mirası konusunda bilgiler edindirdiğini bilebilme, söyleyebilme.
— Öğrenenlerin konuları, olayları, ürünleri, vb. farklı boyutları ile algılayabilme ve yorumlayabilme alışkanlığını edinmelerine katkıda bulunmak.
— Amaca dönük doğru ve verimli malzeme kullanım becerisini edindirebilmek.
— Öğrenenlerin, tasarlanan eğitim ortamı içerisinde etkinlikler aracılığıyla duygusal, estetik, teknik, sosyal, vb. alanlarda kişisel gelişimlerine katkıda bulunabilmek.
— İnovatif düşünmeyi geliştirebilmek için öğrenenlerin edinilen bilgiler ve uygulanan tekniklerden yola çıkarak yeni ürünler ve tekniklere ulaşabilmelerinin denendiğini bilebilme, söyleyebilme.
— Öğrenenlerin, etkinlikler esnasında grup içerisinde üstleneceği görev ve roller aracılığıyla yaratıcı düşünme, takım çalışması, empati gibi alışkanlık ve becerilerini geliştirebilmesine yardımcı olabilmek.

PROJENİN İÇERİĞİ:

Çağdaş eğitim teorileri insanların öğrenme biçimlerinde, zekâ tipleri, ilgi eğilimleri, düzenlenmiş eğitim ortamları gibi etkenler nedeniyle değişiklikler görüleceği üzerinde durmaktadırlar. Bu teorilerden hareketle, zaman içerisinde mümkün olan geniş farklılıklara sahip öğrenci gruplarını bir eğitim ortamı içerisinde geliştirmeye dönük uygulama önerilerinin gündeme geldiğini görmekteyiz. “Konuyla İlintili, Beş Duyunun Aktif Kılındığı Bir Ortamda Disiplinler Arası Sanat Eğitimi” adı altında sunmakta olduğum çalışma da, 1994 yılında böylesi bir niyetle tasarlanmıştır.

Çalışma insanın öğrenme biçiminin tek ve kesin bir yönünün olmadığı fikrinden hareketle kurgulanmıştır. Alternatif algılayıcı (duyu...)’ların, konuyla ilintili kodlar ve etkinlikler aracılığı ile eş zamanlı olarak uyarılmasıyla eğitim ortamı tasarlanır. Zekâ tipi ve öğrenme biçimi hangi yönde olursa olsun, tüm öğrenenler için sanat eğitiminde daha geniş bir anlaşılırlık, daha yüksek bir üretme isteği ve daha uzun süreli akılda kalırlık hedefler.

Çevremizi duyu organlarımız ile algılar, öğrenir ve tepkiler veririz. Bu algılayıcıların gelişme çağında aktif olarak uyarılmaları, doğal öğrenmeyi destekleyen bir enstrüman görevi üstlenmelerini sağlar. Çocuklar doğal öğrenme ortamları olan “oyun oynama” süreçleri içerisinde tüm duyu organlarıyla aktif olarak öğrenirler. Ancak zaman içerisinde eğitim ortamları, sosyal roller gibi nedenler ile duyu organlarının etkinlik düzeylerinde farklılıklar görülebilir. Örneğin görme ve duyma daha öne çıkabilir. Ancak bu durum, diğerler duyu organlarının potansiyellerini kaybettikleri ya da tekrar eskisi kadar etkin olamayacakları anlamına gelmemelidir. Zaman içinde doğru uyarıcılarla, belirli bir amaca dönük olarak kodlanmış uyaranlara maruz kalan duyuların, zaaflarından arınarak gelişebilecekleri umulabilir. Ülkemizde eğitim ortamlarının içeriğinden dolayı duyu organları derslerde yeterince eğitilememektedir. Bu durumunda eğitim süreci duyu organlarını soyut bir düşünme biçiminin veri toplayıcıları durumuna düşürmektedir. Bu biçimde edinilen bilgileri somut durumlar ile ilintilendirebilmek be beceriyle uygulamalara dönüştürebilmek öğrenciler için çok zor olmaktadır. Bakan ama görmeyen, duyan ama işitmeyen kişiler durumuna düşmektedirler.

“Konuyla İlintili, Beş Duyunun Aktif Olduğu Bir Ortamda Disiplinler Arası Sanat Eğitimi” kavramı bu noktadan hareket eder. Disiplinlerarası bir içeriğe sahiptir. Her çalışma konusu için ayrı ayrı ilintilendirilmiş kodların desteği ile kokusal, tatsal, dokunsal, görsel ve işitsel olarak konunun tamamlayanlarını aynı mekânda buluşturabilmeyi amaçlar. Aynı zamanda eğitim ortamını drama, dans, ritim ve beden performansları gibi uygulamalarla boyutlandırarak, konuyu mümkün olan tüm algısal değerleriyle öğrencilere yaşatabilmeyi hedefler. Bu disiplinlerarası yapı içerisinde tarih, sosyal bilgiler, fen, müzik gibi farklı eğitim branşları da kaçınılmaz olarak sanat öğretim süreçlerinin gerçekleşmesine içerikleri yolu ile destek olurlar. Yaklaşık yedi yıldır bu yaklaşım ile oluşturduğumuz eğitim ortamları içerisindeki çalışmalarımızda hedeflerimize çok yakın sonuçlar elde etmiş bulunmaktayız. 2003 yılında bu çalışmaya dair bir pilot uygulama planlanmıştır. Bu doğrultuda Kanada Devleti, Ankara Büyükelçiliği’nin maddi katkılarıyla Sakarya İli Arifiye Beldesinde bir pilot atölye oluşturulmuştur. Bu atölyede bir yıl süresince, tesadüfî (random) yöntemle seçilen öğrenci grupları ile proje içeriği kapsamında uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin ön test, son test, süreç gözlem uygulamaları gibi çalışmalar ile gelişimleri takip edilmiştir. Elde edilen veriler, projenin amaçlanan hedeflere ulaşabilirliği konusunda ciddi bir oranda olumlu sonuçları olduğunu göstermiştir.

Bu uygulama ve sonrasında gerçekleştirilen konuyla ilgili çalışmalara dair veriler 2006 yılında İstanbul’da, Sabancı Üniversitesi’nde düzenlenen “Eğitimde İyi Örnekler Konferansı” kapsamında, ulusal ölçekte paylaşılmıştır. Çalışma içeriği ulusal medyada da yer almıştır.

“Konuyla İlintili, Beş Duyunun Aktif Olduğu Bir Ortamda Disiplinler Arası Sanat Eğitimi” uygulamaları kapsamında şu an için sekiz adet sanat etkinliğinden oluşan bir içerik kullanılmaktadır. Etkinliklerde kültür tabanlı bir içerik gözetilmektedir. İstenilen eğitim ortamı ve hedeflenen eğitimsel amaçlara Anadolu topraklarında yaşamış medeniyetlerden kalan, kültürel mirasın parçası geleneksel sanatlar üzerinden varılabilmesine çalışılmaktadır. Anadolu toprakları tarih içerisinde çok çeşitli ve etkili medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır ve bu gün her karış toprağında bu medeniyetlerin miraslarını barındırmaktadır. Çağlarının en etkili kültür birikimlerini oluşturan bu medeniyetler içerisinde çok yakından tanınan devlet ve imparatorluklar yer almaktadır. Akla ilk gelebilecekler içerisinde Hitit ve Hatti Medeniyetleri, Yunan, Roma ve Bizans Medeniyetleri, Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetleri sayılabilirler. Bu nedenledir ki böylesi bir sanat eğitim tekniğine Anadolu iyi bir dayanak noktasını oluşturacak istisnai coğrafyalardan biridir.

Öğrenciler “Konuyla İlintili, Beş Duyunun Aktif Olduğu Bir Ortamda Disiplinler Arası Sanat Eğitimi” süreçleri içerisinde geleneksel sanat teknikleri ile çizgi, leke, doku, renk, şekil, form gibi görsel sanatların öğelerini öğrenirken, aynı zamanda boyama, yoğurma, yontma, baskı gibi teknikleri de kullanırlar. Bu durumu örnekler ile açıklamak gerekirse;
— Kalıp baskı tekniklerinden bahsederken geleneksel bir kumaş baskı tekniği olan “Yazmacılık” üzerinden konu anlatımı ve uygulamaları gerçekleştirilir. “Yazmacılık” Geleneksel Türk El Sanatlarındandır ve baskı süreçleri kullanılarak gerçekleştirilen bir tür kumaş boyama tekniğidir. Kumaşa basılacak motiflerin ahşaba oyulması sureti ile elde edilen kalıpların kullanımı yoluyla gerçekleştirilir.
— Yine, parça-bütün ilişkisi ve doku gibi bilgilerinin verilebilmesi için “Mozaik” tekniği kullanılmaktadır. Anadolu’da, İstanbul’dan Antakya’ya kadar, neredeyse tüm kıyı coğrafyası taban ve duvar mozaikleri açısından çok zengin örneklerin yer aldığı bir açık hava müzesi konumundadır. Roma ve Bizans Medeniyetlerine ait paha biçilemez değerdeki eserleri barındırmaktadırlar.
Sürecin ilk çalışması olan “Minyatür Arkeoloji”nin ardından içerikteki diğer etkinlikler ve ilintilendirildikleri Anadolu kültürlere geçilir. Uygulama teknikleri olarak Ebru Tekniği (Osmanlı İmparatorluğu), Mozaik (Roma ve Bizans İmparatorlukları), Dokuma (Anadolu Göçerleri), Kabartma / Heykel (Hitit İmparatorluğu), Yazmacılık / Tekstil Kalıp Baskı (Tokat / Osmanlı İmparatorluğu), Çini Tekniği (Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları), Seramik (Antik Yunan) şeklinde ifade edilebilir.

PROJENİN İŞLENİŞİ:

ARKEOLOJİ ÇALIŞMASI:
Arkeoloji Çalışması proje içerisinde ilk olarak uygulanan aşamadır. Uygulanacak müfredata dair bir tür planlama çalışması özelliği içerir. Profesyonel kazı süreci minyatür bir alanda ve malzemeler ile uygulanır. Şeffaf bir plastik kap içerisine farklı renk tonlarında toprak katmanları yerleştirilir. Alt katmanlara doğru geçmiş tarihlere giden bir yerleştirme gözetilir. Katmanlar arasına proje kapsamında uygulanacak tüm tekniklere dair parçacıklar yerleştirilir. Kazı sürecine için gerekli ön araştırma ve temel bilgi paylaşımlarının ardından uygulama aşamalarına geçilir. Minyatür arkeolojik kazı uygulaması sırasında mümkün olduğunca, profesyonel uygulamaların benzeri bir süreç gözetilir. (- Alanın kareleme tekniği ile bölünmesi, - Buluntuların çıkartılması ve temizlenmesi, - Ölçeklendirilmiş çizim ve fotoğraflarının gerçekleştirilmesi, - Yazılı envanter tanımlarının yapılması, - Tarihlendirme ve yorumlama, vb.) Kazı süreci içerisinde öğrenciler tarafından çıkartılan buluntular (Mozaik, Çini, Ebru, Heykel / Kabartma, Seramik, Dokuma, vb.) ileride uygulanacak tekniklere dair malzeme parçacıklarından oluşturulur. Bu malzeme parçacıklarının bir birleri ile ilişkilendirilip düzenlenmesi yoluyla projenin uygulanacak tüm çalışma konu başlıklarının öğrencilerce algılarında netleştirilmesi hedeflenir. Sonrasında bu tekniklere ve ait oldukları Anadolu medeniyetlerine dair bir araştırma sürecine geçilir.

Proje dâhilindeki tüm çalışma konuları Anadolu Medeniyetlerinin tarihsel süreçleri ve kültür-sanat mirasları ile ilişkilendirilmiştir. Öğrencilerce ilgi alanlarına göre gerçekleştirilecek araştırma süreçleri sonunda elde edilen bilgilerin derlenmesi yoluyla kültür-sanat temalı bir “Tarih Şeridi” oluşturulur. Bu tarih şeridi üzerinde proje kapsamına alınan tüm uygulama teknikleri, ait oldukları tarih döneminde yerini bulur. Her teknik ile ilintili, beş duyu için seçilen uyarıcı kodlar ile dramalar da kullanılacak konu başlıkları ve nedenlerine dair ipuçları, derlenen bilgiler içerisinde belirginleştirilir.

UYGULAMA ŞABLONU ÖRNEĞİ:

Proje içerisinde uygulanan tüm teknikler ortak bir şablon içerisinde uygulanırlar. Üzerinde çalışılan konuya ait malzeme listeleri, beş duyu kodları, drama ve beden performans içerikleri gibi yapısal kurgularının hepsi kodlanmış durumdadır. Bu kodların her biri ilgili alanlara dair gerçekleştirilen uzun araştırma süreçleri ve uzman görüşleri ile belirlenmiştir.

Çalışma şablonu üzerinde kodların yerlerinin değiştirilmesi ile bir sonraki tekniğin uygulama süreçlerine geçilir. Aşağıda yer alan metin içerisinde bu uygulama şablonuyla hazırlanmış “Ebru Tekniği” (Osmanlı İmparatorluğu) konu başlığı üzerinden bir uygulama süreci anlatılmaktadır. Ebru tekniği içeriğinden tanımlanan işleyiş şablonu üzerinden diğer konulara ait atölye çalışmalarının nasıl gerçekleştirildiğine dair bir fikir edinilebilmesi de sanırım mümkün olabilecektir.

EBRU TEKNİĞİ;

Referans dönem, 17.- 18. yy.lar Osmanlı İmparatorluğu. Mekân olarak tanımlanan, Saray Nakış hanesi’dir. Çalışma mekânının aydınlatmasında kâğıt ve asetatlar ile yapılacak basit bir müdahale ile atölye içerideki ışığın şiddeti azaltılır ve sarı, kahverengi ağırlıklı bir etkiyle dönemin mekân (nakış hane) aydınlatmasına gönderme yapılır. Mekân içerisinde konuyla ilintili hazırlanan beş duyuya dönük koku, ses, tat, görüntü ve dokunmaya dönük kodlar çalışma öncesinde hazırlanır. Bu teknik için seçilen kodlar aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.
KOKU: “Gül Kokusu” dönemi ve tekniği çağrıştıran kokusal malzeme olarak kodlanmıştır. Kaynaklar içerisinde Ebru sanatı ile gül arasında özel bir bağlantı görülmektedir. Bilinen son dönem birçok ebru sanatçısı aynı zamanda iyi bir gül yetiştiricisi olarak da kaynaklarda yer almaktadırlar. Bu nedenle dönemin koku geleneğine, mekân içerisinde (gül)tütsüsü-buhuru yakılarak gönderme yapılması tercih edilmiştir. Aynı zamanda ıtırlı ve buhurlu kokuları Türklerin, Şamanik inançlarından bu güne uhrevî mahiyette algıladığı da bilinmektedir.
SES: “Ney Sesi” dönemi ve tekniği çağrıştıran işitsel malzeme olarak kodlanmıştır. “Ney” dokuz boğumlu kargıdan yapılan nefesli bir enstrümandır. Yaygın olarak Tasavvuf ve Klasik Türk Sanat Müziği eserlerinin çalınmasında kullanılmaktadır. Klasik Türk Sanat Müziği daha eğitimli, elit ve saraya yakın çevrelerde üretilen ve dinlenilen bir müzik türüdür. Ebru sanatı ile “ney” arasında bir ebru sanatçılarının sosyal statüleri ve ilişkileri nedeniyle bağlantı kurulabilmesi doğaldır. Mekân içerisinde ney ile çalınmış dönemin Osmanlı Müziğine ait eserler işitilir. (Faaliyet öncesi konsantrasyonu ve ilgiyi üzerinde toplayabilmek için müziğin ilk örneğini eğitmen canlı olarak, ney ile doğaçlama bir açış yaparak gerçekleştirebilir.)
TAT: “Gül Aromalı Türk Lokumu” dönemi ve tekniği çağrıştıran tatsal malzeme olarak kodlanmıştır. Lokum bu medeniyete ait en bilinen tatlardan birisidir. Aynı zamanda çok zengin bir lezzet çeşitliliğine de sahiptir. Koku koduyla arasında bir tür pekiştirme gözetilerek lokum çeşitleri içerisinden gül aromalı Türk lokumu kullanılması tercih edilmiştir. Etkinlik boyunca çalışma mekânı içerisinde öğrencilere geleneksel süslemeli bakır tabaklar içerisinde gül aromalı Türk lokumları sunulur.
GÖRÜNTÜ: Konunun anlatı süreçleri, tüm boyutlarıyla durağan ve akar görüntüler (film) olarak düzenlenmiş görsel dokümanlar eşliğinde gerçekleştirilir. Bu görsel dokümanlar tarihsel dönemi ve mekânlarını, yaşam biçimleri ve şartlarını, Ebru Tekniği’nin tarihçesini, malzeme örneklerini ve hazırlama biçimlerini, uygulama süreçlerini ve tekniklerini, profesyonel ebru örneklerini içerir. Yine aynı zamanda bu görüntülerden derlenmiş örnekler düzenlemeler halinde atölyenin duvarlarına asılırlar.
DOKUN: Uygulama sürecinde öğrenenler tüm kaynak ve malzemeleri kullanarak / uygulayarak üretim sürecine katılırlar ve belleklerinde bu bölümü kendileri kodlarlar. Atölye içinde etkileşimi mümkün olan en yüksek seviyede tutarak her türlü uygulama boyutuna öğrenenlerin katılmaları sağlanır. Bu dokunmaya dair birikimlerinin arttırılması için gözetilir.

Öğrenenler atölyeden içeriye girdiğinde, aydınlatması orijinal zamanına gönderme yapan bir mekânın kıyısında buluverirler kendilerini. Önce, mekânı dolduran, buram buram gül (tütsü) kokularının ve derinden, belli belirsiz duyulan, ney ile çalınan müziğin eşliğinde birkaç dakika sürecek bir mekânla ve içerisindekilerle tanışma yaşamalarına izin verilir. Katılımcı, (öğrenci, kursiyer, ...) mekâna ve atmosferine uyum sağlayıp, çevresiyle diyalog kurmaya başladığında paylaşımın zamanı gelmiş kabul edilir. Öğretmen yerini alırken, fondaki müzik yavaş yavaş duyulmaz olur. Anlatım öncesi, ilginin yoğunlaşmasının sağlanabilmesi için öğretmen, eline ‘ney’ini alır ve birkaç dakika sürecek bir doğaçlama icraya başlar. Doğaçlamanın sonuna gelindiğinde konuyla ilintili kodlanmış müzik, kayıtlarla tekrar geri plandan verilmeye başlanır. Canlı çalan icracının (öğretmenin) ‘ney’inin kayıttaki enstrümanların tonunda ve müziğin makamında olması kayıttan dinlemeye geçişte süreklilik açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir detaydır.

Bu uygulama tekniği içerisinde altı çizilmesi gereken çok önemli noktalardan biri de öğretmenin sahip olduğu beceri çeşitliliğidir. Bu uygulama süreci kendi içerisinde barındırdığı teknik özelliklerinden dolayı plastik sanatlar uzmanlığı ve geniş bir genel kültür alt yapısının yanı sıra müzik, dans, drama gibi alanlarda da beceri çeşitliliğine sahip olma zorunluluğunu getirmektedir. Bu teknikte örneklendiği gibi süreç içerisinde Ebru yapım becerisinin yanı sıra enstrüman çalabilen, drama kurgulayıp liderlik yapabilen, dans alt yapısı ile dans ve beden performanslarını yönlendirebilen bir öğretmen gerekmektedir. Bu noktadan hareketle başka bir başlık altında, farklı formatlanmış bir sanat eğitimcisi yetiştirilme konusunu da tartışmaya açmak gerekebilir. Ancak bu günün eğitim organizasyonları içerisinde bu uygulama ortamı farklı branşlardan öğretmenlerin eş güdümlü çalışmaları ile disiplinlerarası bir işbirliği ortamı içerisinde pek tabiî ki gerçekleştirilebilir.

Öğretmen, sözlerine, projeyi (Beş Duyunun Aktif Kılındığı Bir Ortamda, Disiplinler Arası Sanat Eğitimi) ve yaşanacak paylaşım sürecinin şablonunu tanımlayarak başlar. Konuyla ilgili olarak, bir hafta öncesinden araştırma yapmaları konusunda öğrenenler yönlendirilirler. Bu serbest bir araştırma sürecidir. İlgi eğilimleri doğrultusunda konuya çok farklı açılardan yaklaşıyor olmalarına müdahale edilmez. Ardından öğrenenlerin hem konu hakkında edindikleri alt yapılarını ve genel seviyeyi tespit edebilmek, hem de yaklaşımlarını etkileyen aktif zekâ tiplerini gözlemleyip iletişim rahatlıklarını sağlayabilmek için bir diyalog süreci başlatır.

Ardından konunun ana-sunum aşamasına geçilir. Bu bölümde etkileşimli olarak Ebru Tekniği’nin genel tarihçesi, referans alınan dönemin sosyo-kültürel, sanatsal, toplumsal durumunu, özel tarihçesi tanımlanır. Öğretmen ve öğrenenler tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nda Ebru tekniğinin varlık süreci, Ebru tekniğinde malzeme ile araç gereçlerin hazırlanması ve uygulama süreçleri, kullanım alanları, vb. konuları kapsayan bilgiler paylaşılır. Paylaşım süreci esnasında öğretmen ilgiyi arttırabilmek amacıyla yer yer abartılı jest ve mimiklerle destekleyerek aksanlı konuşmak gibi hoşluklara başvurmalıdır. Paylaşım süreçlerinin tamamı büyük boyutlu bir ekrandan fotoğraf, çizim, film gibi görsel materyallerle desteklenir.

“ … İlgili dönemde Ebrucuların bağımsız bir meslek örgütleri yoktur. “Kâğıt boyayıcılar Loncası” içerisinde yer alırlar. Ürünlerini de genellikle da hattatlara fon kâğıdı ya da ciltçilere yan kâğıdı olarak satabilirler. Kullandıkları malzemeleri…”

Yukarıda yer alan, konuyla ilgili önemli ve bilinmesi gereken bilgi parçacıkları aracılığı ile drama ve canlandırmalar kurgulanır, uygulanır. Yine aynı kaynaklardan hareketle, müzik eşliğinde dans ve beden performans etkinlikleri doğaçlamaları kurgulanır, uygulanır. Bu etkinlikler için konuyla ilgili görsellerden esinlenilerek basit aksesuarlar hazırlanır ve etkinlikler sırasında kullanılır. Öğrenenlerin etkinlikler içerisindeki doğaçlamalarında bu güne yapacakları ulamalarına ve kişisel altyapılarından kaynaklanan yorumlarına müdahale edilmez.

İlk bölüm içerisinde yer alan bu süreçlerin ardından öğrenenlere, aralarından bir kaçının yardımıyla, kenarları geleneksel motifler ile bezeli kalaylı bakır tabaklar içerisinde gül aromalı Türk Lokumları ikram edilir.

Ve onlardan rahatlamaları için alacakları birkaç derin nefesin ardından rahat bir pozisyona geçmeleri, gözlerini kapayıp, damaklarındaki gül aromalı lokum tadı eşliğinde, mekânın kapısında edindikleri ilk izlenimden şu ana kadar yaşadıkları paylaşımı ve öğrendiklerini, belleklerinde oluşturacakları ekranda tekrar izlemeleri istenir. Fondaki müziğin şiddeti bir parça daha arttırılır, öğrenenler yönlendirmeler eşliğinde birkaç dakikalığına kendisiyle baş başa bırakılırlar.

Uygulama bölümü öncesi kısa bir ara verilir ve bu arada öğrenenlerin fiziksel ve zihinsel rahatlamaları, edindiklerini diğer öğrenenlerle paylaşarak pekiştirmeleri ve olgunlaştırabilmeleri için zaman tanınmış olunur.

İkinci bölüm tamamen tekniğin uygulama sürecini kapsar. Verilen kısa aranın ardından çalışma ortamına dönülür ve birinci bölümde edinilenlerin ve öğretmenin rehberliğinde uygulamalar yapılır. Mekân içerisinde gerekli malzemelere sahip çalışma masaları oluşturulur. Bu masalar etrafında öğrenenlerin, 3 – 4 kişilik gruplar halinde organize olup çalışmaları sağlanır. Burada amaç uygulama esnasında, grup içerisinde paylaşım yoluyla bireysel eksikliklerin telafi edilerek doğruların pekiştirilmesine olanak sağlayabilmektir. Uygulamalar esnasında öğrenenler içerisinden öne çıkanlar, grupların ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde asistan olarak görevlendirilirler.

Çalışma süreçleri içerisinde öğrenenlerin yaratıcı ve inovatif düşünme becerilerinin geliştirilebilmesi için de bir dizi çalışma gerçekleştirilir. Edindikleri bilgiler ve uygulanan tekniklerden yola çıkarak, günün ihtiyaçlarına dönük yeni ürün ve ürünler için gerekli tekniklere ulaşabilmeleri için cesaretlendirilirler. Serbest düşünme egzersizleri ile geliştirilen fikirler grup ile paylaşılır ve ortak akıl yaklaşımı ile fikir sahibine önerilerde bulunulur. İlgilenen öğrenciler ile ürün odaklı olarak geleneksel bir sanattan güncel ihtiyacı karşılayacak endüstriyel tasarımlara uzanan çalışmalar da gerçekleştirilmektedir. Ebru tekniği uygulama süreçleri içerisinde de bu yönde bir çalışma yapılmıştır. Çıkan öneriler arasında; - Türkiye’ye turist taşıyan uçakların, turistik bölgelerdeki taksilerin dışının tamamen yada kısmen ebru kâğıdı etkisinde boyanması. - Çocuklar için ebrulu yapbozlar üretilmesi.- Uluslararası futbol turnuvaları için ebrulu top ve forma yapılması. – Patlayınca ebru görüntüsü veren havayi fişekler gibi, öğrencilerce sayısız örnek ortaya atılmıştır.

Öğrenenlerin üretileri, çalışmaya ayrılan zaman sona ermeden mekân içerisinde sergilenmeye başlanır. Çalışma kalitesi her ne olursa olsun, her birinin en az bir üretisi, yine onlar tarafından yapılacak olan bir düzenlemeyle sergilenmelidir. Böylece öğrenenlerin, sürecin tüm aşamalarını geçerek, sonuca ulaştıklarını görmeleri sağlanır. Her birinin “bende yapabilirim” duygusunu yaşama keyfine ulaşabilmeleri desteklenir. Her insan bu duyguyu hak eder, iş ki ona bunu yaşatabilmektir.

Bitirirken, bu çalışmanın köşe taşları olan birkaç noktanın altını çizmek isterim.

Öğrenenler eğitim mekânlarına zekâ tipleri, ilgi eğilimleri ve beceri düzeyleri gibi birçok farklılıklarıyla birlikte gelirler. Kurguladığımız eğitim ortamları içerisinde kendilerinden birşeyler bulabilmeli ve farklılıkları ile var olabilmelidirler. Onlara bir şeyler dayatılmamalı, en doğal öğrenme ortamları olan oyun oynar gibi öğrenmelidirler. “Konuyla İlintili, Beş Duyunun Aktif Olduğu Bir Ortamda Disiplinler Arası Sanat Eğitimi” bu ortamı yaratabilmek için kurgulanmıştır.

Disiplinlerarası bir içeriği vardır. Öğretim süreçleri içerisinde öğrencilere, doğal olarak birçok sanat dalında çalışma yapabilme şansı tanır. Bununla birlikte tarih, Türkçe, fen, matematik gibi alanların konularının da çalışmalar esnasında kullanılmasına ve pekiştirilmesine olanak yaratır.

Kullandığı kodlar aracılığıyla duyu organlarını uyarak gelişmelerine katkıda bulunur. Duyu organlarının gelişimi öğrencilerin çevrelerini 360 derece algılayabilmelerine yardımcı olur. Bu onların sanat eğitimi özelinin ötesinde, algılarının açıklığıyla birçok konuda daha başarılı olabilmelerine aracılık eder.

Uygulama teknikleri esnasında kullanılan araç gereçler ve teknik süreçler aracılığı ile bilgi, duygu, beceri süreçlerinin gelişimine katkıda bulunur. Bireyin önüne içerisinde yok olduğu, sürekli anlaşılmaz ve aşılamaz engeller çıkarmadan, edindirdiği güven ve birikimle önüne yepyeni bakış açıları koyabilmesine destek olabilmeyi dener.

Salt bir uygulamaya dayalı sanatsal etkiliğin ötesinde başta yaşadığı toplumun olmak üzere, kültür edindirebilmeyi dener. Yüzergezer sanatsal uygulamaların ötesinde toplumu, yaşadığı toprakları, dünya medeniyetleri gibi alanlar ile ilişkilendirebileceği gelenekselden evrensele giden bir kültür algısının temellerini atabilmeye çalışır.

Eğitim süreçleri içerisinde yaratıcı düşünme, inovatif bakış açısı, takım oyuncusu, lider gibi beceri ve rolleri üstlenebileceği fırsatlar yaratır.

Malik DOĞAN - Görsel Sanatlar Öğretmeni
GOSB TEKNOPARK 2007 gri{creative}agency
GRIDESIGN